Bugün 7.62x39 mm denildiğinde akla gelen ilk silah çoğu zaman AK ailesidir.

Bu bağlantı o kadar güçlüdür ki mühimmatın kendi hikayesi çoğu zaman silahın gölgesinde kalır.

Oysa 7.62x39 mm'nin ortaya çıkışı AK'den önce başlayan daha büyük bir değişimin parçasıydı.

İkinci Dünya Savaşı devam ederken orduların karşısındaki sorulardan biri artık yalnızca daha güçlü bir piyade tüfeğinin nasıl üretileceği değildi.

Asıl sorulardan biri şuydu:

Bir piyade gerçekten ne kadar güçlü bir mühimmata ihtiyaç duyuyordu?

20. yüzyılın ilk yarısında orduların standart piyade tüfeklerinde kullandığı mühimmatlar uzun menzil ve yüksek güç sağlıyordu. Ancak bunların arasında 7.62x54 mmR, 7.92x57 mm Mauser ve .30-06 Springfield gibi güçlü tüfek mühimmatları bulunuyordu.

Diğer tarafta ise tabanca mühimmatı kullanan hafif ve hızlı ateş edebilen hafif makineli silahlar vardı.

Bir tarafta güç ve menzil.

Diğer tarafta daha hafif silah, daha düşük geri tepme ve daha fazla taşınabilir mühimmat.

İkinci Dünya Savaşı'nın ortalarına gelindiğinde bu iki uç arasında yeni bir alan giderek daha fazla önem kazanmaya başlayacaktı.

7.62x39 mm'nin hikayesi de tam olarak bu boşlukta başladı.

İki Uç Arasında Bir Boşluk

Fig. 01

bosluk.jpeg

20. yüzyılın başındaki piyade tüfekleri, kendilerinden önceki silahlara göre büyük bir teknolojik ilerlemeyi temsil ediyordu.

Mauser, Mosin-Nagant, Lee-Enfield ve daha sonra M1 Garand gibi tüfekler güçlü mühimmatlar kullanıyor ve uzun mesafelerde etkili olabilecek şekilde tasarlanıyordu.

Bu yaklaşımın arkasında dönemin savaş anlayışı bulunuyordu.

Piyade tüfeğinin mümkün olduğunca geniş bir mesafe aralığında kullanılabilmesi önemliydi.

Fakat Birinci Dünya Savaşı ve ardından gelen yıllar piyadenin savaşma biçimini değiştirmeye başlamıştı.

Makineli tüfekler, havanlar, topçu sistemleri ve daha sonra zırhlı araçlar savaş alanındaki ateş gücünün giderek daha büyük bölümünü oluşturuyordu.

Piyadenin elindeki bireysel silahın rolü de bu ortam içerisinde yeniden şekilleniyordu.

İkinci Dünya Savaşı başladığında Sovyet piyadesinin karşısında da benzer bir tablo vardı.

Mosin-Nagant gibi tüfekler güçlü 7.62x54 mmR mühimmat kullanırken PPSh-41 ve daha sonra PPS-43 gibi hafif makineli silahlar 7.62x25 mm Tokarev tabanca mühimmatı kullanıyordu.

İki sistem farklı ihtiyaçlara cevap veriyordu.

Ancak aralarında büyük bir boşluk vardı.

Bir piyade silahının tüfek mühimmatının gücünün tamamına ihtiyaç duymadan, tabanca mühimmatından daha fazla menzil ve performans sağlayabilmesi mümkün müydü?

Bu soru yalnızca Sovyetlerin sorduğu bir soru değildi.

Almanya'nın Ara Çözümü: 7.92x33 mm Kurz

Fig. 02

kurz.jpeg

İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya bu probleme farklı bir mühimmatla yaklaşmaya başladı.

Standart Alman piyade tüfeklerinde kullanılan 7.92x57 mm mühimmattan daha kısa ve daha düşük güçlü 7.92x33 mm Kurz geliştirildi.

Almancadaki Kurz kelimesi zaten mühimmatın temel fikrini anlatıyordu:

Kısa.

Yeni mühimmat tabanca mühimmatı kadar düşük güçlü değildi ancak standart tüfek mühimmatının performansının tamamını da taşımıyordu.

Bu yaklaşım, daha kompakt bir piyade silahında kontrol edilebilir otomatik ateş ile yeterli muharebe performansı arasında yeni bir denge kurulmasına imkan veriyordu.

7.92x33 mm daha sonra MKb 42 ailesinde ve savaşın ilerleyen döneminde StG 44 olarak tanınacak silah ailesinde kullanılacaktı.

Sovyetler bu gelişmeleri yakından takip etti.

1942-1943 döneminde Doğu Cephesi'nde ele geçirilen Alman MKb 42(H) örnekleri ve 7.92x33 mm mühimmat Sovyet uzmanlarının inceleyebildiği yeni sistemler arasındaydı.

Ancak hikayeyi burada yalnızca “Sovyetler Alman mühimmatını gördü ve kopyaladı” şeklinde anlatmak doğru olmaz.

Çünkü Sovyetlerin önündeki mesele belirli bir Alman mühimmatını kopyalamaktan daha genişti.

Alman sistemi, savaş alanında yeni bir silah ve mühimmat sınıfının uygulanabilir olduğunu gösteren örneklerden biriydi.

Üstelik Sovyet uzmanlarının değerlendirdiği tek yabancı sistem de Alman tasarımı değildi.

1943: Sovyetler Yeni Bir Mühimmat Arıyor

Fig. 03

1943.jpeg

15 Temmuz 1943'te Sovyet Silahlanma Halk Komiserliği Teknik Konseyi önemli bir toplantı gerçekleştirdi.

Toplantının konusu daha düşük güçlü mühimmat kullanan yeni yabancı silahlardı.

Sovyetlerin elinde iki dikkat çekici örnek bulunuyordu.

Bunlardan biri Alman MKb 42(H) ve onun kullandığı 7.92x33 mm Kurz mühimmatıydı.

Diğeri ise Lend-Lease kapsamında Sovyetler Birliği'ne ulaşan Amerikan M1 Carbine ve onun kullandığı .30 Carbine mühimmatıydı.

Bu iki sistem aynı amaç için geliştirilmemişti.

Ancak ikisi de geleneksel piyade tüfeği ile tabanca mühimmatı kullanan hafif makineli silahlar arasındaki geniş alanın farklı biçimlerde değerlendirilebileceğini gösteriyordu.

Sovyetler yeni bir mühimmat geliştirmeye karar verdi.

Fakat bu karar yalnızca yeni bir fişek üretmek anlamına gelmiyordu.

Yeni mühimmatın çevresinde bir silah ailesi oluşturulması düşünülüyordu.

Yarı otomatik bir karabina.

Otomatik ateş yeteneğine sahip yeni bir bireysel silah.

Ve bir hafif makineli tüfek.

Başka bir ifadeyle mühimmat, tek bir silaha göre tasarlanmıyordu.

Yeni nesil Sovyet piyade silahlarının ortak noktası olması hedefleniyordu.

Elizarov, Semin ve Yeni Mühimmat

Fig. 04

muhmmat.jpeg

Yeni mühimmatın geliştirilmesinde Nikolay Mihayloviç Elizarov'un liderliğindeki ekip önemli rol oynadı.

Çalışmalarda Boris Semin, Pavel Ryazanov ve I. T. Melnikov gibi isimler de yer aldı.

Amaç yalnızca mevcut bir tüfek mühimmatını küçültmek değildi.

Yeni mühimmatın boyutları, ağırlığı ve performansı gelecekte geliştirilecek silahların özelliklerini doğrudan etkileyecekti.

Çok güçlü bir mühimmat kullanılırsa yeni bireysel silahın otomatik ateş sırasında kontrol edilmesi zorlaşabilirdi.

Performans fazla düşürülürse bu kez tabanca mühimmatı kullanan hafif makineli silahlarla arasındaki fark azalacaktı.

Aranan şey iki uç arasında yeni bir dengeydi.

1943 içerisinde farklı tasarımlar değerlendirildi ve yeni Sovyet ara mühimmatının ilk biçimi ortaya çıkmaya başladı.

Ancak burada bugün kullanılan isim küçük bir tarih yanılgısına yol açabiliyor.

Çünkü ilk tasarım, bugün bildiğimiz 7.62x39 mm ile tamamen aynı değildi.

7.62x41'den 7.62x39'a

Fig. 05

7.62.jpg

1943 çalışmalarının ilk döneminde ortaya çıkan mühimmatın kovanı yaklaşık 41 mm uzunluğundaydı.

Bu nedenle yeni mühimmatın gelişimini doğrudan “1943 yılında 7.62x39 mm ortaya çıktı” şeklinde özetlemek hikayenin önemli bir bölümünü atlamak anlamına geliyor.

İlk tasarım sonraki yıllarda geliştirilmeye devam edildi.

Mermi geometrisi değiştirildi.

Kovan yeniden ele alındı.

Yapılan geliştirmeler sonucunda kovan yaklaşık 39 mm uzunluğa indirildi ve bugün 7.62x39 mm olarak tanıdığımız biçim ortaya çıktı.

Bu süreç savaş bittikten sonra da devam etti.

Sonuçta “1943 model” olarak anılan mühimmatın nihai biçimi, 1943'teki ilk prototipten belirgin şekilde farklıydı.

Bu ayrıntı 7.62x39 mm'nin hikayesini anlamak açısından önemli.

Çünkü mühimmat tek bir anda ortaya çıkmadı.

1943'te başlayan bir geliştirme sürecinin sonucunda şekillendi.

Önce Mühimmat Geldi

Fig. 06

oncemhmmat.png

7.62x39 mm tarihinin belki de en ilginç taraflarından biri burada ortaya çıkıyor.

Bugün mühimmat büyük ölçüde AK ile özdeşleşmiş durumda.

Fakat tarihsel sıra bunun tersiydi.

Önce yeni mühimmat fikri ortaya çıktı.

Daha sonra bu mühimmatın etrafında silahlar geliştirildi.

Sovyet tasarımcıları yeni mühimmat için farklı silah sınıfları üzerinde çalışmaya başladı.

Sergey Simonov bir karabina geliştiriyordu.

Vasily Degtyaryov yeni bir hafif makineli tüfek üzerinde çalışıyordu.

Farklı tasarım ekipleri ise yeni otomatik piyade silahı için yarışıyordu.

Böylece 7.62 mm ara mühimmat yalnızca bir silah projesinin parçası olmaktan çıktı.

Sovyet piyadesinin gelecekte kullanacağı silahların etrafında şekilleneceği ortak bir temel haline gelmeye başladı.

SKS: Yeni Dönemin İlk Adımlarından Biri

Fig. 07

sksak.jpeg

Bu yeni mühimmat çevresinde geliştirilen önemli silahlardan biri Simonov SKS oldu.

SKS, geleneksel piyade tüfeği ile daha sonra ortaya çıkacak modern piyade silahları arasında ilginç bir geçiş noktasında bulunuyordu.

Daha kısa ve daha hafifti.

Yeni ara mühimmatı kullanıyordu.

Ancak yalnızca yarı otomatik çalışıyordu.

Bu nedenle SKS, Sovyet piyade silahlarının geleceğinin son noktası olmaktan ziyade geçiş döneminin önemli temsilcilerinden biri haline geldi.

Aynı dönemde Degtyaryov'un geliştirdiği RPD ise yeni mühimmatın farklı bir rolü yerine getirebileceğini gösteriyordu.

7.62x39 mm artık yalnızca bireysel bir piyade silahının mühimmatı değildi.

Aynı mühimmat, manga seviyesinde kullanılan hafif makineli tüfekte de görev yapabiliyordu.

Sovyetlerin 1943'te düşündüğü ortak mühimmat ailesi yavaş yavaş somutlaşıyordu.

Fakat bu ailenin dünya çapında tanınmasını sağlayacak silah henüz sahneye çıkmamıştı.

Kalaşnikov Sahneye Çıkıyor

Fig. 08

kalas.jpeg

Mihail Kalaşnikov'un adı daha sonra 7.62x39 mm ile neredeyse ayrılmaz hale gelecekti.

Fakat Kalaşnikov bu hikayeye mühimmattan sonra girdi.

Yeni Sovyet ara mühimmatı geliştirilmeye başlanmış, bu mühimmat için farklı silah projeleri oluşturulmuş ve Sovyetler yeni nesil otomatik piyade silahı arayışına girmişti.

Kalaşnikov da bu çalışmalar içerisinde kendi tasarımlarını geliştirmeye başladı.

Süreç tek bir tasarımcının bir silah yapıp orduya sunmasından çok daha karmaşıktı.

Farklı tasarım ekipleri yarışıyor, prototipler test ediliyor ve tasarımlar elde edilen sonuçlara göre değiştiriliyordu.

1940'ların ikinci yarısındaki bu geliştirme sürecinin sonunda Kalaşnikov'un tasarımı öne çıktı.

1949'a gelindiğinde AK Sovyet hizmetine kabul edildi.

Böylece 1943 yılında başlayan mühimmat programı, birkaç yıl içerisinde birbirini tamamlayan yeni silah sistemlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştı.

Ancak tarihsel sıra unutulmamalı:

7.62x39 mm AK için geliştirilmedi.

AK, geliştirilmekte olan 7.62 mm ara mühimmat için tasarlanan silahlardan biriydi.

Neden Bir “Ara Mühimmat”?

Fig. 09

ndnaramhmmat.jpeg

7.62x39 mm için kullanılan ara mühimmat tanımı aslında onun ortaya çıkış nedenini oldukça iyi özetliyor.

Buradaki “ara”, mühimmatın kalitesini veya önemini ifade etmiyor.

Performans sınıfını anlatıyor.

Bir tarafta 7.62x54 mmR veya 7.92x57 mm gibi geleneksel tam güçlü tüfek mühimmatları vardı.

Diğer tarafta 7.62x25 mm Tokarev veya 9x19 mm gibi tabanca ve hafif makineli silah mühimmatları bulunuyordu.

7.62x39 mm bu iki sınıfın arasında yer alıyordu.

Bu tercih beraberinde farklı avantajlar getiriyordu.

Daha küçük mühimmat, askerlerin aynı ağırlık altında daha fazla fişek taşımasına imkan sağlıyordu.

Tam güçlü tüfek mühimmatına göre daha düşük geri tepme, daha hafif bireysel silahların geliştirilmesini kolaylaştırıyordu.

Buna karşılık tabanca mühimmatlarına göre daha yüksek performans sağlayarak piyade silahının kullanılabileceği mesafe aralığını genişletiyordu.

Bu nedenle ara mühimmat fikri yalnızca mühimmatın küçültülmesi değildi.

Piyadenin ateş gücü, silah ağırlığı, geri tepme, menzil ve taşınabilecek mühimmat miktarı arasında farklı bir denge kurulmasıydı.

Bir Mühimmat, Bir Silah Ailesi

Fig. 10

brmhmmatbrslah.jpeg

1950'lere gelindiğinde Sovyet piyadesinin silah sistemi giderek belirginleşiyordu.

SKS karabina.

AK ailesi.

RPD hafif makineli tüfek.

Bu silahların görevleri ve çalışma sistemleri farklıydı.

Ancak önemli bir ortak noktaları vardı:

7.62x39 mm.

Bu durum lojistik açıdan da önemliydi.

Farklı piyade silahlarının aynı temel mühimmatı kullanabilmesi üretim, sevkiyat ve mühimmat ikmali açısından önemli kolaylıklar sağlayabiliyordu.

Sonraki yıllarda SKS'nin Sovyet ön hat birliklerindeki rolü azalırken AK ailesi giderek daha önemli hale geldi.

RPD'nin yerini ise zaman içerisinde yine 7.62x39 mm kullanan RPK almaya başladı.

Böylece silahlar değişse bile mühimmat Sovyet piyade sisteminin merkezindeki yerini koruyordu.

Sovyet Mühimmatından Küresel Standarda

Fig. 11

soviet.jpeg

7.62x39 mm'nin hikayesi Sovyetler Birliği sınırları içerisinde kalmadı.

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından dünya iki büyük siyasi ve askeri blok etrafında şekillenmeye başladı.

Sovyetler Birliği'nin müttefiklerine ve ortaklarına sağladığı silah sistemleri içerisinde AK, SKS ve bunların farklı türevleri önemli bir yer tuttu.

Bunun doğal sonucu mühimmatın da yayılmasıydı.

Çin, Doğu Avrupa ülkeleri ve dünyanın farklı bölgelerindeki üreticiler 7.62x39 mm kullanan silahlar veya bu silahların yerel türevlerini üretmeye başladı.

Çin Type 56 ailesi bunun en bilinen örneklerinden biri oldu.

Fakat yayılma yalnızca devletler arasındaki askeri ilişkilerle sınırlı kalmadı.

On yıllar boyunca üretilen çok büyük miktardaki silah ve mühimmat, 7.62x39 mm'nin dünyanın farklı bölgelerine ulaşmasını sağladı.

AK ailesinin küresel yayılımı da bu süreci daha da hızlandırdı.

Bir noktadan sonra silah ve mühimmat birbirlerinin yayılmasını destekleyen bir sisteme dönüştü.

AK ailesinin bulunduğu yerde 7.62x39 mm'ye ihtiyaç vardı.

7.62x39 mm üretim ve tedarik altyapısının bulunduğu yerde ise bu mühimmatı kullanan yeni silahların benimsenmesi kolaylaşıyordu.

Böylece başlangıçta Sovyet ordusunun belirli bir ihtiyacına cevap vermek için geliştirilen mühimmat, zaman içerisinde Sovyet sisteminin dışına taşarak küresel bir mühimmat sınıfına dönüştü.

Dünya Daha Küçük Mühimmatlara Yöneliyor

Fig. 12

dnyakck.jpeg

Ancak askeri mühimmat teknolojisinin gelişimi 7.62x39 mm ile sona ermedi.

1950'lerden itibaren piyade silahlarında daha küçük çaplı ve yüksek hızlı mühimmatlara yönelik ilgi giderek arttı.

Amerika Birleşik Devletleri'nin 5.56 mm sınıfına yönelmesi bu dönüşümün en önemli örneklerinden biri oldu.

Sovyetler Birliği de benzer bir eğilimi kendi gereksinimleri doğrultusunda değerlendirdi.

Sonuçta 1970'lerde 5.45x39 mm mühimmat ve bunu kullanan AK-74 ortaya çıktı.

1974'te AK-74 ve RPK-74 ile birlikte yeni mühimmat Sovyet piyade silah sistemine girmeye başladı.

Bu değişimin arkasında yine tanıdık mühendislik soruları bulunuyordu.

Bir asker ne kadar mühimmat taşıyabilir?

Silah ne kadar hafif olabilir?

Geri tepme ne kadar azaltılabilir?

Piyadenin ihtiyaç duyduğu performans daha küçük bir mühimmatla sağlanabilir mi?

Yaklaşık otuz yıl önce 7.62x39 mm'nin ortaya çıkmasına katkıda bulunan düşünce yeniden değerlendirilmişti.

Teknoloji ilerledikçe aynı problem için yeni bir denge noktası aranıyordu.

Bu kez cevap 5.45x39 mm oldu.

Fakat 7.62x39 mm Ortadan Kaybolmadı

Fig. 13

usarmy.jpeg

Yeni Sovyet mühimmatının ortaya çıkması 7.62x39 mm'nin hikayesini sona erdirmedi.

Bunun önemli nedenlerinden biri artık yalnızca mühimmatın teknik özellikleri değildi.

On yıllar boyunca devasa bir sistem oluşmuştu.

Milyonlarca silah üretilmişti.

Farklı ülkelerde üretim hatları kurulmuştu.

Mühimmat fabrikaları çalışıyordu.

Askeri stoklar oluşturulmuştu.

Bakım ve eğitim sistemleri gelişmişti.

Silahlar dünyanın farklı bölgelerine yayılmıştı.

Bir mühimmat bu ölçekte yayıldığında onu yalnızca daha yeni bir mühimmat geliştirerek ortadan kaldırmak kolay değildir.

7.62x39 mm artık yalnızca Sovyet mühendislerinin 1943'te üzerinde çalışmaya başladığı bir mühimmat değildi.

Kendisini kullanan devasa bir teknolojik ve lojistik ekosistemin parçası haline gelmişti.

Bugün dünyanın farklı bölgelerinde 7.62x39 mm mühimmat ve onu kullanan silahlarla karşılaşılmaya devam edilmesinin önemli nedenlerinden biri de budur.

Bir Mühimmat Dünyayı Nasıl Dolaşır?

Fig. 14

dunyayınasl.jpeg

7.62x39 mm'nin yaklaşık seksen yıllık hikayesine baktığımızda yalnızca başarılı bir mühimmat tasarımı görmüyoruz.

İkinci Dünya Savaşı'nın ortaya çıkardığı yeni piyade ihtiyaçlarını görüyoruz.

Almanya'nın 7.92x33 mm Kurz ile gerçekleştirdiği deneyimi görüyoruz.

Amerikan M1 Carbine gibi farklı bir ihtiyaca cevap veren sistemlerin Sovyet uzmanları tarafından incelenmesini görüyoruz.

Elizarov ve çalışma arkadaşlarının yeni Sovyet mühimmatı üzerindeki çalışmalarını görüyoruz.

İlk 41 mm kovanlı tasarımdan daha sonra ortaya çıkan 39 mm'lik biçime uzanan geliştirme sürecini görüyoruz.

Simonov'un SKS'sini, Degtyaryov'un RPD'sini ve sonunda Kalaşnikov'un AK ailesini görüyoruz.

Ardından Soğuk Savaş'ın ittifaklarını, lisanslı ve lisanssız üretimleri, farklı ülkelerde kurulan fabrikaları ve milyonlarca silahın dünyanın farklı bölgelerine yayılmasını görüyoruz.

Bu nedenle 7.62x39 mm'nin hikayesini yalnızca AK'nin kullandığı mühimmatın hikayesi olarak okumak eksik kalır.

Çünkü AK ortaya çıkmadan önce mühimmatın hikayesi zaten başlamıştı.

Ve belki de 7.62x39 mm'nin tarihindeki en önemli nokta tam olarak burada bulunuyor.

Önce bir silah tasarlanıp ona uygun mühimmat aranmadı.

Önce piyadenin ihtiyaçları yeniden düşünüldü.

Bu ihtiyaçlardan yeni bir mühimmat doğdu.

Yeni mühimmatın etrafında yeni silahlar geliştirildi.

Bu silahların dünya çapında yayılması ise mühimmatı kendi doğduğu coğrafyanın çok ötesine taşıdı.

Bugün bir 7.62x39 mm fişeğe baktığımızda bu nedenle yalnızca metal bir kovan, mermi ve itici madde görmüyoruz.

İkinci Dünya Savaşı'nın değişen piyade anlayışını, 1943'te başlayan Sovyet mühendislik çalışmalarını, Soğuk Savaş'ın sanayi ve lojistik ağlarını ve sonunda dünyanın en tanınan silah ailelerinden biriyle birlikte küreselleşen bir mühimmat standardını aynı küçük yapının içerisinde görebiliyoruz.

7.62x39 mm'nin hikayesi bu nedenle yalnızca bir mühimmatın hikayesi değildir.

Aynı zamanda doğru zamanda ortaya çıkan bir teknik fikrin, etrafında kurulan silah ve üretim sistemi sayesinde nasıl onlarca yıl yaşayabildiğinin de hikayesidir.